Kene hafif geldi bir akrebi deneyelim...

Sağ el ve sağ ayak bileğimden akrep soktu. Olayın üzerinden yaklaşık 5 saat kadar geçti. Şu an bu satırları yazarken hastanedeyim.

Onlar da bizim şehidimiz...

Çanakkale ile arasında tam 8530 kilometre mesafede yatıyor olsalar da onlar da bizim şehidimizdir. Siz de bir buket sanal çiçek hediye ediniz gönülden gerçek dualarınızla birlikte. Nasıl yapacağınız burada tarif ediliyor.

Kendiniz Yapın: Tenekede Tavuk Pişirme Aparatı

Tenekede tavuk pişirebilmek için kendiniz evde malzemelerle son derece basit ve pratik bir aparat yapabilirsiniz.

Altın Oran ve Kabe

Altın Oran yani “Fi sabiti” 1.618, matematikteki üstün tasarım sayısıdır. Kalp atışlarımızda, DNA sarmallarının en ve boy oranında, kainatın dodecehadron adı verilen özel tasarımında, bitkilerin filotaksi denen yaprak dizilim kurallarında, kar tanesi kristallerinde, pek çok galaksinin spiral yapısında ve sayısız yerde Yaratıcı hep aynı muhteşem sayıyı kullanmıştır. Altın oran sayısı yani 1.618…

Mangal çeşitleri - Akla ziyan tasarımlar

"Yaşasın, mangal sezonu açıldı..." isimli yazı dizimize "Akla Ziyan Mangal Tasarımları" ile devam ediyoruz. Bu yazıda çok enteresan mangal tasarımları ile karşılaşacaksınız. Ya Rab bir zevk uğruna ne mangallar tasarlanıyor...

İyi Bir Tabletten Neler Olur?

Bir tablet bilgisayar evdeki hangi cihazların yerine geçebilir?


Günün Fırsatı

Cumhuriyetimizin 87 nci Yıl Dönümü Kutlu Olsun


Geçen gün Cumhuriyetimizin 87. yıldönümünü kutladık. Şöyle bir düşündüm o gün ben ne yaptım diye.

Gözümü açıp da Çin malı AVEC marka saatimin tavana yansıttığı görüntüye bakınca saatin 8’i geçmiş olduğunu gördüm. Hemen kalktım hazırlandım, mutfağa indim. Bir yandan kahvaltı yaparken diğer yandan da LG marka televizyonumda TRT1’i açtım törenleri izleyeyim diye. O sırada güzel bir belgesel film vardı “Son Buluşma”;  izledim, duygulandım. Her biri bir asrı devirmiş nur yüzlü son gazilerimizin hikâyelerini dinlerken gözüm tv’nin yanındaki dolapta duran gazi büyük dedemin bana emanet İstiklal Madalyası’na takıldı. Öyle ya bugün o şehit ve gazilerimizin bize hediye ettiği cumhuriyetin yıldönümüydü. Onlar, bizler bu günleri görelim, güzel yurdumuzda “tam bağımsız” olarak rahatça yaşayabilelim diye şehit oldular; kendi hayatlarından vazgeçtiler, yaralandılar sakat kaldılar.


29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bu sene Cuma gününe denk geldi, aynı günde iki bayram yani. Öğlen yaklaşınca Arko krem ve Mach3 traş bıçağı ile sinekkaydı traşımı oldum, mis kokulu Nivea after-shave’imi ve Nivea Anti-Persperant koltuk altı deodorantımı süründüm. Cumaya güzel kokular sürünerek, temiz kıyafetlerle gitmek sünnettir. Dişlerimi de Signal diş fırçası ve Colgate diş macunu ile fırçaladım. Dışarı serinceydi, Alpinist marka polar montumu giyip çıktım evden.

Cuma’ya gidip geldikten sonra öğlen yemeği niyetine bir şeyler atıştırdım. Gitsem mi gitmesem mi diye kararsızdım ama duramadım evde. Evden çıkmadan önce, orada belki bir tanıdıkla karşılaşır da birbirimize sarılırsak diye naneli Vivident sakızdan bir tane attım ağzıma. Adidas parfümümden de bir fıs sıkmayı ihmal etmedim. Havanın soğuk olduğunu hatta yağışlı olacağını hesaba katarak LCW kabanımı da sıkıca giyindim. Benzinini Total’den, TEB - BNP Paribas Ortaklığı Bonus kredi kartı ile aldığım Toyota marka otomobilime binip çarşı merkezine gittim. Arabayı uygun bir yerde park ettikten sonra yoluma Adalar Migros’un önünde saat 15:00’da yapılacağı söylenen Cumhuriyet Yürüyüşü’ne katılmak üzere yaya olarak devam ettim. Köprübaşı’ndan geçerken Porsuk üzerinde kano yarışlarının yapıldığını gördüm.  Güzel bir etkinlik düzenlemişler diye aklımdan geçirirken, bugünün kendisine sadece bir tatil olarak anlam ifade ettiğini zannettiğim bir grup genç “-La bu salaklar ne yapıyor burada bu soğukta?” diyerek yanımdan geçtiler. Burger King’in hemen yanındaki Migros’un önünde belirtilen saatte bulunuyor olmama rağmen kimseyi göremedim. Yanlış yer yanlış zaman mı diye düşünürken aklıma geldi: “Acaba millet sabahın 6’sında büyük indirimlerle açılan Media Market’ten daha dönememiş miydi?” Bir yandan da Porsuk boyunca yolun Tülomsaş tarafı girişine doğru yürümeye devam ettim. Bu sırada karşıdan sloganlarla gelen kalabalığı görünce sevindim, neyse ki doğru yere gelmişim. Kalabalığın fazla “tehlikeli” sloganlar atmadığına emin olunca ben de araya karıştım. Elimde pankart hatta bayrak bile yoktu ama yine de ateşe su taşıyan karınca misali tarafımız belli olsun diye korteje dâhil oldum. Durumum biraz dikkat çekici bile sayılabilirdi; çünkü önce kalabalığı süzdüm kenardan sonra gözüme kestirdiğim bir yerinden kalabalığa karıştım. Beni izleyen birisi kışkırtıcı (provokatör) ya da kapkaççı bile zannedebilirdi. Bu nedenle ağzımı bile açmadım, ellerimi de cebimden neredeyse hiç çıkartmadım. Bu arada, her ne kadar bayrak sallamasam da dedemin İstiklal Madalyası’nı cebimden çıkarmadığım elimden hiç bırakmadım.

Grup ile beraber hareket ederken, yeni anayasa değişikliği ile fişlemenin tarihe karıştığı güzel ülkemde, en az haberciler kadar kalabalık olan sivil polisin genellikle Sony kameralarına görüntü verdim gönülsüzce de olsa. Yol boyunca, yürüyüş yapan grubun fotoğraflarını muhtelif marka ve model fotoğraf makineleri ile çeken gençler de gruba katılmış olsaydı sayımız hissedilir oranda artacaktı. Hele hele elinde Çin malı ucuz bir şemsiye taşıyan önümdeki orta yaş üstü bir bayanın dediği gibi “Bizim yerimize asıl Atatürk’ün bu cumhuriyeti emanet ettiği gençler” cafelerde oturmak yerine yürüyüşe katılsaydı kortejin nüfusu ikiye katlanırdı. Fakat herkesin tercihine saygı duymak gerekir,  o gençler soğukta yürümek yerine su boyundaki cafelerde  Nescafe’lerini yada Lipton poşet çaylarını yudumlayıp oyunlarını oynamayı yeğlediler. Haklarını da vermek lazım aralarından bizlere tebessümle bakanlar hatta alkışlayanlar bile oldu…

Grup yürüyüşüne su boyundan sonra Köprübaşı’ndan da geçerek Hamamyolu’na doğru devam etti. Köprübaşı’nda bankaların orada adamın birisi omzuma dokunup “-Gardaş niye yürüyonuz? Bi şeyin protestosu falan değil de mi?” diye sorunca önce bir süzdüm adamı acaba benimle dalga mı geçiyor yoksa ağzımdan laf mı almaya çalışıyor diye. Hızlı bir bakıştan sonra art niyetsiz sıradan bir vatandaş olduğuna ikna oldum, “-Cumhuriyet yürüyüşü” dedim el-cevap. Adam rahatlamış bir ifadeyle :” –Ha iyi o zaman ben şu kalabalığın arasından dükkânıma geçebilirim demek ki” diyerek aramıza dalıp karşı tarafa atladı. Anladım ki katılmayanların çoğu herhangi bir gösteride yer almak, bir siyasi eylemin içerisinde bulunmak, bir tarafın adamıymış zannedilmek istemiyordu. Doğru ya ben de aynı sebepten dolayı hiç böyle bir etkinliğe katılmamıştım. Katıldığım kalabalık hareketler sadece galip geldikten sonra Kızılcıklı’da yolları kapattığımız Es-Es maçları değil miydi? Kalabalığın gücünü sadece oralarda hissetmiyor muyduk?

Her neyse böyle böyle, arada sırada elinde megafon bulunan çığırtkanlar ve değnekçilerin yardımıyla “Ne ABD ne AB Tam Bağımsız Türkiye” diye bağırarak (ben değil) dura kalka Hamamyolu’na girdik. Cumhuriyetimizin polisleri de yerini almıştı sağlı sollu olarak. Eksik olmasınlar dışarıdan gruba olası bir saldırıyı engellemek, cepçileri önce caydırmak yetmezse yakalamak için oradaydılar eminim. Ama o kadar kalabalıktılar ki bu soğukta bu kadar polise ne gerek vardı diye de aklımdan geçirmedim değil hani…

Süleyman Çakır’ın önünden gelip Hamamyolu’nun içinden geçen caddeye geldiğimizde durakladık. Çünkü basın mensupları orada bekliyordu. En öndekiler topluca bir şeyler söylüyorlardı ama anlayamadım. Casio saatime baktım saat 16:10 olmuş. Blackberry marka cep telefonuma gelen e-postaların başlıklarını da hızlıca bir okuduktan sonra dilime takılmış olan “Ne ABD ne AB Tam Bağımsız Türkiye” sloganı ile oradan ayrıldım.

Eve geldim Calliou karakterli t-şortunu giymiş oğlum kapıyı açtı bana. Bize bu günleri verenlerin hatırına, bugünün anlam ve önemine dair ne yapabilirim diye düşündüm. Önce kafamı rahatlatmak için Western Digital Media Player’ımı açtım Samsung taşınabilir harddiskimden Hollywood yapımı bir Amerikan filmi seçtim ve izledim.

Uyuyakalmışım...

Bu yazıyı, HP bilgisayarımda Windows XP altında çalışan Microsoft Office Word kullanarak yazdım, Firefox ile Google’ın kim bilir dünyanın neresindeki sunucusunda bulunan blogspota yükledim…

… ve sen değerli okuyucum; kim bilir nerede, nasıl ve hangi duygularla okuyorsun bu satırları; arka planda çalan müzik eşliğinde…


Atatürk diyor ki:

İstiklâl-i tam denildiği zaman, bittabi, mali, iktisadî, adlî, askerî, harsî ve ilâ... her hususta istiklâl-i tam ve serbesti-yi tam demektir. Bu saydıklarımın her hangi birinde istiklâlden mahrumiyet millet ve memleketin, mâna-yı hakikiyesiyle bütün istiklâlinden mahrumiyeti demektir.

Yeni Türkçesi:

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her konuda tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir.

Bu da başka bir sözü:
Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür. (1922, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. I, Ankara, 1997, s. 243)
Ve bir başkası:
Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz.

Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.
Cumhuriyet Yürüyüşü'ne katılanlar
Media Markt'ın büyük indirimi için sırada bekleyen gençler

Küçük bahçemden son hasatlar...

Artık bir sezonun daha sonuna geldik. Bu yaz döneminde tüm ülkede olduğu gibi benim domateslerde de hastalık görüldüğü için domates rekoltem beklediğimden saha az gerçekleşti. Halbuki ben kendi halinde, kapısının önünde domates yetiştirmeye çalışan gariban bir üreticiyim, ne istedin benim domateslerimden hain güve tuta absoluta, tu sana! Ama dur, sen de göreceksin gününü, senin doğal düşmanını bulup getirdik işte böyle...

Benim domateslerdeki hastalık için bir ihtimal de aşırı sıcaklar diye düşünüyorum. Sebebi her ne ise; bitkilere kökten ve yapraktan uyguladığım EM-1 ve besin takviyeleri ile son zamanlarda canlanır gibi oldular ama artık havalar soğuduğu için fazla gelişim gösteremediler.


Durum böyle olunca, içim yanarak domatesleri kökünden söktüm ve bahçeyi temizledim.





 OğulMonk da bana yardım etti, "Oğlum Olmadan Asla!" Elindeki gül biberi, nasıl da köklenmiş...

Son hasatımın eldesi aşağıdaki görsellerdeki gibi.

Biraz da biberimiz var yine. Görselin üst kısmında görülen tohumlar da mazı tohumları. Bahçemin kenarındaki mazılardan topladım. Tohumdan mazı yetiştirmeyi deneyeceğim, boş durmamak lazım.


Son topladığım domatesler 2118 gr tuttu. Bunları bir hafta on gün bekletince bazıları kızardı, salatalarda kullanabildik. Hanım bu gün bahçedeki son patlıcanları da topladı, türlüye kattı; taze taze çok da leziz oluyorlar.

Bu sezon domatesler açısından biraz şanssızlık yaşamış olsak da ben yine de halimden son derece memnunum. Hobi olarak, akşam işten eve geldikten sonra bir-iki saatlik uğraşı ile bahçede bir şeyler yetiştirmiş olmak son derece keyifli. Ayrıca bu sene bir çok şeyi denemiş ve tecrübe edinmiş oldum. Daha sonra "öğrendiklerim, hatalarım, seneye yapılacaklar"  gibi bir başlıkla bunları da bu blogda paylaşacağım. Seneye daha iyi bir bahçe ile "Durmak yok yola devam!"

Esen kalın...

Çırağan'dan canlı

Bugün tubitak'ın ev sahipliğini yaptığı Türkiye-Kore ar&ge işbirliği ve tanışma toplantısı (Turkey-Korea R&D collaboration matchmaking event ) için çırağan sarayındayım. Bizim ve diğer Türk firmaları için güzel iş birliktelikleri olurum umarım. Esen kalın
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

Bir damacana atık enzimi daha... [ 12 Ekim 2010'da güncellendi]

(7 Haziran 2010 tarihli yazım)

Hafta sonu oğulmonk ile birlikte bir damacana daha çöp enzimi, daha doğrusu atık enzimi yaptık. Çalıştığım yerde öğlen yemeklerinde hergün kilo kilo salata artıyor. Bunlar doğrudan çöpe gidiyor fakat daha önce de dediğim gibi bunlar çöp değil aslında, bir şekilde değerlendirilebilir atıklar.




19 lt'lik damacanaya tulumbadan aldığımız yaklaşık 13-14 lt suyu doldurduk. Yenmeyen 3 günlük yaklaşık 3.5 kg salatayı da oğlumla birlikte damacanaya "tıktık". Sonra üzerine 1.5 kg kadar pekmez ilave ettik. Bu sefer harnup pekmezi kullandım. Marketlerde 900 gr'lık şişede 5'tl'den satılıyor. Enzim oluşmasına katkısı olsun diye yoğun şekilde faydalı mikroorganizmalar içeren EM-1 hammademizden de çok az (10 gr kadar) ilave ettim.



Tüm malzemeyi ilave edip iyice karıştırdıktan sonra damacanayı mutfakta müsait bir yere dinlenmeye bıraktım. En az 3 ay burada bekleyecek, sonuçlarını birlikte göreceğiz.




(12 Ekim 2010'da eklenen kısım)

Yukarıdaki yazıyı yazalı yaklaşık 4 ay olmuş. 4 aydır bekleyen damacanamızı artık beklediği karanlık kuytu köşeden çıkarmanın zamanı geldi.

Bilişim Zirvesi 2010

Bilişim Zirvesi'10 bu sene Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayında düzenlenmekte. İki gün sürecek bu zirveye yurtdışından ve Türkiye'den çok sayıda konuşmacı gelmiş durumda. Sektörünün zirvesindeki firmaların ve kurumların üst düzey yöneticileri ile bazı bakanlarımız da panelist ve konuşmacı olarak burada bulunmakta. Lütfi kırdar'dan şimdilik bu kadar. Ayrıntılar daha sonra. Resmi site için www.bilisimzirvesi.com.tr adresine bakabilirsiniz.
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.


Sayfamdaki yazılar kaynak gösterilerek ve bu sayfanın adresi verilerek kullanılabilir.

Sayfamda bazı yazılarımda bahsetmiş olduğum yöntemler kendi öğrendiklerimi, denediklerimi paylaşmak amacıyla yazılmıştır. Yapılan denemelerin sonuçları da yine burada paylaşılmaktadır. Tarif edilenlerin yanlış/eksik uygulanması, yazı dizilerinin tamamının okunmaması, vb herhangi bir nedenden dolayı istenmeyen sonuçlar elde edilmesi, beklenen sonucun elde edilememesi ve/veya karşılaşılabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamayacağımı bilgilerinize sunarım.

Kaynak belirterek ya da belirtmeden kullandığım yazılarımdan dolayı herhangi bir rahatsızlık duyan, haksızlığa uğradığını düşünen beni haberdar ettiği zaman ilgili yazıyı yeniden gözden geçireceğimi, şikayetinde haklıysa yazıda gerekli düzeltmeyi ivedilikle yapacağımı taahhüt ederim.
-=(RaideR)=-