Kene hafif geldi bir akrebi deneyelim...

Sağ el ve sağ ayak bileğimden akrep soktu. Olayın üzerinden yaklaşık 5 saat kadar geçti. Şu an bu satırları yazarken hastanedeyim.

Onlar da bizim şehidimiz...

Çanakkale ile arasında tam 8530 kilometre mesafede yatıyor olsalar da onlar da bizim şehidimizdir. Siz de bir buket sanal çiçek hediye ediniz gönülden gerçek dualarınızla birlikte. Nasıl yapacağınız burada tarif ediliyor.

Kendiniz Yapın: Tenekede Tavuk Pişirme Aparatı

Tenekede tavuk pişirebilmek için kendiniz evde malzemelerle son derece basit ve pratik bir aparat yapabilirsiniz.

Altın Oran ve Kabe

Altın Oran yani “Fi sabiti” 1.618, matematikteki üstün tasarım sayısıdır. Kalp atışlarımızda, DNA sarmallarının en ve boy oranında, kainatın dodecehadron adı verilen özel tasarımında, bitkilerin filotaksi denen yaprak dizilim kurallarında, kar tanesi kristallerinde, pek çok galaksinin spiral yapısında ve sayısız yerde Yaratıcı hep aynı muhteşem sayıyı kullanmıştır. Altın oran sayısı yani 1.618…

Mangal çeşitleri - Akla ziyan tasarımlar

"Yaşasın, mangal sezonu açıldı..." isimli yazı dizimize "Akla Ziyan Mangal Tasarımları" ile devam ediyoruz. Bu yazıda çok enteresan mangal tasarımları ile karşılaşacaksınız. Ya Rab bir zevk uğruna ne mangallar tasarlanıyor...

İyi Bir Tabletten Neler Olur?

Bir tablet bilgisayar evdeki hangi cihazların yerine geçebilir?


Günün Fırsatı

Avustralya'da Örümcek İstilası

Vaktin birinde "Pakistan'daki Örümcek İstilası" başlık bir yazımda sel baskının ardından örümceklerin can havliyle ağaçlara çıkması neticesinde ağaçların gelin duvağı gibi olduğundan bahsetmiştim. Peki Pakistan'da olur da koca kıta Avustralya'da olmaz mı? Olur elbet, onların neyi eksik.

Reutersun haberine göre, Avustralya'nın Yeni Güney Wales bölgesinin Waga Waga kentindeki aşırı yağışlardan sonra kendilerini sığınak arayan örümcekler tarım alanlarını bir halı gibi kapatmış. Bu durum neticesinde binlerce kişi evlerini geçici süreyle terketmek zorunda kalmış.Örümcek uzmanı Owen Seeman'ın belirttiğine göre buradaki örümceklerin türü "kurt örümceği".

Avustralya Müzesi’nin entomoloji (böcek bilimi) koleksiyon yöneticisi Graham Milledge'in belirttiğine göre ise örümceklerin ‘ballooning’ olarak adlandırılmakta.

Fotoğraflar aşağıda:
Avustralya'daki örümcek istilasından fotoğraflar



Sel baskınından kaçan kurt örümcekleri



Kaynaklar:
http://www.fyidailynews.com/2012/03/thousands-of-spiders-invade-farm-in.html
http://www.dawn.com/2012/03/07/spiders-on-the-move-in-flood-ravaged-australia.html


.


FP7 Proje Teklifi Hazırlama, Gönderme ve Proje Yönetimi Eğitimi


FP7 Proje Teklifi Hazırlama, Gönderme ve Proje Yönetimi Eğitimi


TÜBİTAK'ın davetlisi olarak İzmir Mövenpick Hotel'de düzenlenen "FP7 Proje Teklifi Hazırlama, Gönderme ve Proje Yönetimi Eğitimi"ne (FP7 Project Proposal Preparation and Submission and Project Management Training Programme) katıldım. Eğitim 13-14 Mart 2012 tarihlerinde iki gün boyunca süren ileri düzey bir eğitimdi. Katılımcıların çoğu da İzmir üniversitelerinin öğretim görevlileriydi.

Aşağıdaki fotoğraftan da görebileceğiniz gibi eğitim ortamı dersane şeklinde değil de bir yemekli sohbet ortamı şeklinde organize edilmiş. Böylesi bu eğitimin içeriğine ve ekip çalışmasına daha uygun olmuş. Ben salona geldiğimde 2-3 masa boş duruyordu, bir tanesini seçip yerleştim. Diğer masalar genellikle aynı üniversiteden birbirini tanıyanlarca doldurulmuş. Benim masamda yine benim gibi bireysel olarak gelenler bulunuyordu. Bu sayede değişik uzmanlık alanlarından öğretim görevlileri ve firma sahipleri ile tanışma imkanım oldu. Değişik uzmanlık alanlarından kişilerin olması değişik fikirlerin ortaya konmasını sağladı. Bu vesile ile  Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü'nden, İşletme, İktisat bölümlerinden, Tıp Fakültesinden öğretim görevlileri ile organik tarım üzerine çalışan, elektronik ve makine sektöründe hizmet veren özel firma sahipleri ve ortakları ile tanışmış oldum.


Eğitim iki gün boyunca sabah 9 akşam 17:30 şeklinde devam etti. İngiliz eğitmenlerce verilen eğitim ileri düzeyde, Avrupa Birliği tarafından desteklenen FP7 (Seventh Framework Programme - 7. AB Çerçeve Programları) proje önerisi hazırlamak üzerineydi. İçerik daha çok proje çağrılarında koordinatör olmak isteyenlere göre hazırlanmış.

Sonuç olarak; İzmir güzel, eğitim ortamı güzel, içerik güzel, katılımcılar güzel olunca hem yoğun ve güzel bir iki gün geçirmiş hem de FP7 proje önerisi hazırlama konusunda bilgilenmiş oldum.

 TÜBİTAK'a bu davetinden dolayı teşekkürlerimle...

Mövenpick Otel'in en üst katındaki salondan Cumhuriyet Meydanı (14 Mart 2012)
14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Cumhuriyet Meydanı'nda toplanan Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şubesi üyeleri.

Cumhuriyet Meydanı'nın gece görüntüsü ve Mövenpick Otel

Edison pu.tun tekiydi!


Thomas Edison hani şu yüzlerce patent sahibi olan, en bilinen şekliyle ampulün mucidi Edison; büyük mucit, büyük insan. Acaba gerçekten de öylemiydi? Pek çok şeyde olduğu gibi önce yanlışı öğreniyoruz yıllar sonra da yanlış olduğunu farkedip doğrusunu  bulmaya çalışıyoruz. Mustafa Kemal'in Bandırma vapurunda pusulanın olmadığı yalanı, telefonun mucidinin bilinen tersine Graham Bell'in olmaması gibi. Değişmez doğrular zannettiklerimizin bilindiği gibi olmadığını öğrendikçe her şeye şüpheyle yaklaşır olduk.

Edison elbette pek çok buluşa imza atmış bir mucit. Fakat hepsi kendisine ait değil. Edison bir ArGe firmasının sahibiydi bu firmadan bir çok icat ve patent çıkıyordu tabi hepsi Edison'a mal ediliyordu. Bunun yanı sıra Edison aslında mucitliğinden daha da ön planda olacak şekilde gerçekten de çok başarılı bir işadamıydı. iş dünyasının gerçeklerini gayet iyi kavramıştı. Basını iyi kullanmak, rakiplerini karalamak, kendi küçük başarılarını büyük göstermek gibi. "kifayetsiz muhteris" de derler adamın böylesine... Tamam kabul kifayetsiz değil ama  sağlam pabuç da değilmiş...

Aşağıdaki yazı Edison hakkında değil Tesla hakkında. Biz elektrik -özellikle de elektronik- mühendisleri Tesla lafını duyunca irkiliriz. Bir ton karışık anlaşılmaz formül canlanır gözümüzde. Fakat Tesla -biraz da Edison yüzünden- yıllarca pek fark edilmeyen, hak ettiği kıymeti verilmeyen süper bir dahi, bir mucittir. Şahsen almış olduğu patent sayısı neredeyse tüm Türkiye'nin yıllık patent sayısı kadardır.  Günlük hayatta kullandığımız pek çok icada imza atmıştır. Daha ortaya çıkmamış, "çıkarılmamış" anlaşılamamış pek çok icadı daha vardır. Bakarsınız sonraki günlerde hayal bile edemeyeceğimiz şeyler piyasaya çıkar ve Tesla'nın hakkı Tesla'ya verilir.

Adam Fawer'ın "Empati" isimli kitabından yaptığım alıntıyı okumaya devam ediniz...


Thomas Edison

Radyoyu kimin bulduğunu bileniniz var mı?"
"Nicola Tesla," dedi sınıfın bilgici Jonah Hulse gururla.
Nicola Tesla

"Rock grubu Tesla gibi mi yani?" diye sordu Winter.
"Aynen. Sanırım grup adını ondan almış" dedi Laszlo. Konu yine dağılmadan VVinter'in gevezeliğini çabucak kesmişti. "Tesla, 10 Temmuz 1856 yılının tam gece yarısında Hırvatistan'da doğdu."
Bir tarih geçince defter sayfaları üstünde dolasan kalemlerin hışırtısı duyuldu.
"Beş yaşındayken bir fırıldağa yapıştırdığı on yedi böcek tarafından döndürülen ilk motorunu tasarladı. Garip fikirlerinin sadece başlangıcıydı bu; diğerleri arasında küresel yolculuğu kolaylaştırmak için dünyayı çevreleyen sabit bir halka ve posta ulaşımını hızlandırmak için Atlantik Okyanusu'nu geçecek hidrolik güçlü devasa bir tüp de vardı."
İlginin artık tamamen söylediklerine yoğunlaştığını gören Laszlo dudaklarında hafif bir gülümsemeyle devam etti:
"Tesla üniversite yıllarında gecede sadece bir ya da iki saat uyuyarak yasıyor, günde yirmi saat çalışıyordu. İlk yılının sonunda dokuz dili akıcı şekilde konuşmaya başlamıştı. Ne yazık ki, babası vefat edince hayatını kazanmak için üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı. Böylece Paris'deki Continental Edison Company'de mühendislik yapmaya başladı. Patronu ondan öylesine etkilenmişti ki, Thomas Edison ile tanışması için Amerika'ya gönderdi."
Sınıfta, "Bizim Edison bu," türünden mırıldanmalar oldu.
"Edison Tesla'yı derhal ise aldı ve kendi icadı olan doğru akım dinamolarını yeni baştan tasarlayabilirse 50.000 dolar ödemeye söz verdi. Tesla her ne kadar alternatif akımla çok daha fazla ilgileniyor idiyse de, kendi araştırma laboratuarını kurmak için paraya ihtiyacı olduğundan projeyi kabul etti. Bir yıl içinde yeni tasarımı basarıyla tamamladı, ama parasını isteyince Edison sözünden döndü."
"Çüş!" diye bağırdı Stephen Grimes. Sivilceleri neredeyse gözeneklerinden fırlayacaktı. "Yani Thomas
Edison'un puştun teki olduğunu mu söylüyorsunuz?"
Laszlo sınıftakilerin gülüşmelerine katılarak, "Tarihe bakarsak, evet demek zorundayım," dedi. Grimes yağlı eliyle burnunu silerek, "Harika!" dedi. "Devam edebilirsiniz."
"Teşekkür ederim, Bay Grimes."
Bay Grimes sınıftaki en görgülü öğrenci değildi, ama iyi bir espri anlayışı ve onu sınıfın gözünde kahraman yapan bir dokunulmazlık havası vardı. Taşkınlıklarına hoşgörü gösteren tek öğretmen Laszlo olduğu için de, fen derslerinde özellikle cesurdu. Ayrıca Laszlo iki seçeneği olduğunu düşünüyordu: Ya espriye katıl ya da esprinin konusu ol. Birincisini yeğlemişti.
"Edison'dan ayrılan Tesla, birkaç yıl hendek kazıp, yol inşaatlarında amelelik yaptı. Ama neredeyse hiç uyumadığı için icatları üzerinde çalışmayı da sürdürdü. Genellikle kağıda dökmeden önce onları kafasında tümden tasarlıyordu. George VVestinghouse 1888'de Tesla'ya alternatif akım konusundaki patentleri için 60.000 dolar ödedi. Ülkeye elektrik dağıtımı için kullanılacak sistemin akım türünü belirlemek için birlikte Thomas Edison'a karsı bir 'Akımlar Savaşı' başlattılar."
Birkaç saniye duralayıp notların alınmasına izin verdi.
"Doğru akım her zaman tek bir yönde akan sürekli bir elektriksel şarjdır. Alternatif akımsa, hem genliği, hem de yönü periyodik olarak değişen dalga şeklinde bir akımdır. Edison'un doğru akımı Tesla'nın alternatif akımından önce ortaya çıkmış olsa da, bir sorunu vardı. Doğru akım uzun mesafelerde aktarıldığında telleri eritiyordu. Dolayısıyla Edison kısa aralıklarla elektrik santralleri kurmak zorunda kalmıştı. Başka bir sorunsa daha alçak ya da yüksek bir voltaja kolaylıkla dönüştürülememesiydi, yani değişik voltajlarda çalışan aygıtlar için ayrı elektrik hatları kurmak gerekiyordu."
Öğrencilerden biri, "Ama alternatif akımda böyle bir sorun yoktu," dedi.
"Doğru. Alternatif akım telleri eritmeden elektriği çok uzun mesafelere taşıyabildiği gibi, 5 voltluk bir ampulden, 100 voltluk bir fabrika motoruna kadar her şeyi çalıştıracak şekilde ve kolaylıkla dönüştürülebiliyordu, Tesla'nın sisteminin daha üstün nitelikli olduğunu bilen Edison,  alternatif akımı karalamak için propagandaya başvurdu. Şirketindeki mühendisler dünyanın -elbette ki alternatif akımla çalışan- ilk elektrikli sandalyesini tasarladı. Sonra da alternatif akımın ne kadar tehlikeli olduğunu göstermek amacıyla o düzeneği sokaktan topladıkları başıboş kedi ve köpekleri medyanın önünde öldürmek için kullanmaya başladılar. En görkemli gösteriyse, bir filin Coney Adası'nda elektrikle öldürülmesiydi. Hatta Edison elektrikle ölmek anlamında yeni bir deyim bile yaratmıştı: 'Westinghouse'lanmak.' Grimes gözleri heyecanla parlayarak, "Bunları uyduruyorsunuz," diye atıldı.
"Korkarım ki hayır," dedi Laszlo. "Sizin de az önce incelikle buyurduğunuz gibi, Edison puştun tekiydi."
"Hadi ya!"
"Edison'un tüm karalama çabalarına karsın alternatif akımın avantajları o kadar belirgindi ki, hükümet Niyagara Şelaleleri'nin gücünden yararlanmaya karar verince Tesla'nın sistemini Edison'unkine tercih etti. Ve gerisi zaten bilinen tarih. Bugün sadece pille çalışan cihazlar doğru akım kullanırken, elektrik bütün dünyada alternatif akım olarak aktarılır. Ve pil kullanan, ama prize de takılabilen cihazlar, aynı zamanda bir rock grubunun da adı olan hangi tip adaptörü kullanır... Bayan Zhi?"
"AC/DC," dedi Winter gülümseyerek.
"Doğru."
"İyi de bu arada radyo dalgalarına ne oldu?" diye sordu James Ulrich.
"Ah, evet! Korkarım Bay Grimes'in, “Edison puştun tekiydi” lafından sonra konuyu biraz dağıttım. Neyse...
Tesla 1897'de iki patent başvurusunda bulundu: 'Elektriksel Enerjinin İletimi İçin Bir Sistem' ve 'Elektriksel  Enerjinin İletimi İçin Bir Cihaz.' ve radyo böylece resmen doğmuş oldu.

*******************


"Elijah rahatsız bir tavırla bakışlarını önüne indirirken, "Onun n-n-neden Edison gibi ünlü olmadığını merak etmiştim."
"Evet," dedi Laszlo. "Birincil neden şu ki, Tesla oyunu kurallarına göre oynamadı. Bir bilim adamı olarak daha yetenekli olmasına rağmen, işadamı olarak Edison ondan daha iyiydi. Tesla'nın sorunu hiçbir zaman pes etmeyişiydi; pes etmenin kendisi için daha yararlı olacağı durumlarda bile direndi. Örneğin Akımlar Savaşı'nı alternatif akımın kazanmasından sonra bile elektrik dağıtımını iyileştirmek için yeni yollar aramaya devam etti. Elektriği vericilerle argon gazı doldurulmuş alıcı küreler arasında havadan iletecek bir sistem geliştirdi. Bu yeni teknolojiyi birçok yatırımcıya gösterdiği halde  J.P. Morgan dışında kimse ilgilenmedi."
Winter, "Morgan ilgilendiyse bu teknolojiyi neden bilmiyoruz?" diye sordu.
"Morgan daha önce Edison'un doğru akım teknolojisine yapmış olduğu yatırımdan ötürü bir servet kaybetmişti ve o nedenden ötürü Tesla'dan pek hazzetmiyordu. Yine de çok düşük bir teklifte bulundu. Tesla bunu reddetti. Ve o gece çıkan yangında laboratuarı tümüyle yandı. Tesla o olayda her şeyini kaybetti; tüm araştırmaları, tasarımları, icatları yok oldu. Laboratuarı kimin yaktığı hiçbir zaman anlaşılmadı. Ama Tesla mesajı almıştı; elektriksel bir dağıtım sistemi geliştirmekten vazgeçti."
"Yani b-b-boyun mu eğdi?" diye sordu Elijah Cohen. Sesinde sanki korku vardı.
"Yanıt ortada/' dedi Laszlo. "Bugün şehirde içleri gaz dolu küreler görüyor musunuz? Ne yazık ki, bilim bile kapitalizme karsı gelemez."
"Betamax ve VHS gibi," diye söze karıştı Stevie Grimes.
"Aynen öyle," dedi Laszlo. "Hazır bu konu üzerindeyken, size Tesla'nın bir icadından daha söz edeyim. İddiaya göre Tesla, 1915 yılında havadan güç üreten elektromanyetik bir makine geliştirdi ve elde ettiği enerjiye 'eterik güç' adını verdi. 1931'de havadan ürettiği güçle çalışan eterik-güdümlü arabanın çalışan bir modelini bitirdi. Tesla yeğenlerinin şahitliğinde bu arabayı saatte 145 kilometreye varan bir hızla ve 80 kilometre kadar kullandı."
"Bu da günümüzde yollarda görmediğimiz bir şey iste."
"Doğru. Enerjinin kaynağını soran yeğenine Tesla, bunun 'gizemli bir radyasyon' olduğunu ve 'kaynağını bilmese de, insanlığın onun varlığından son derece memnun olması gerektiğini' söyledi. Tesla artık gizliliği bir saplantı haline getirmiş ve paranoyak olup çıkmıştı. O nedenle de makinenin tasarımını kimseyle paylaşmadı. Hayatının kalan on iki yılı boyunca 'telegüç' adını verdiği ve küresel yıldırımlarla plazma üzerindeki araştırmalarına dayanarak tasarladığı bir sistemi geliştirmeye çalıştı. Tesla aygıta 'Ölüm Işını' adın takmıştı."
"Vay be!"
"Evet Bay Grimes; gerçekten de 'vay be'. Ne yazık ki, bu ısının neden olduğu tek ölüm büyük olasılıkla
kendininki oldu. Silahı 5 Ocak 1943'de A.B.D. Savaş Bakanlığı'na teklif etti. Üç gün sonra kaldığı otel
odasında ölü bulundu. Hemen ardından da FBI tüm arastırma notlarına el koydu."
"Sonra ne oldu?" diye sordu Stevie heyecanla.
 Laszlo basını iki yana salladı. "Hiçbirsey”
"Ya araba?" dedi Winter.
"Ölüm Işını?" diye atıldı Stevie.
"Tesla'nın notlarına ne olduğunu kimse bilmiyor. Çoğu insan onun Ölüm Işını'nın Ronald Reagan'ın Yıldız Savaşları savunma sisteminin ilham kaynağı olduğuna inanır, ama bunların hepsi sadece birer varsayımdan öteye gitmez. Bu öyküden çıkartmamız gereken ders ne? Bay Cohen, bir tahminde bulunmak istemez misiniz?"
Elijah biraz kuşkulu bir tavırla, "Devletle s-s-savaşamazsınız olabilir mi?" diye önermede bulundu
"Evet, bu bir yorum. Benimkisiyse biraz daha karanlık: Devletle savaşabilirsiniz, ama buna kalkışırsanız
büyük olasılıkla kaybedersiniz. Hatta sizi öldürebilirler bile. Elbette ki bu, denememeniz gerektiği anlamına gelmiyor.
Nicola Tesla



Adam Fawer'ın Empati kitabından.

OLASILIKSIZ'ın Yazarı Adam Fawer'dan "Empati"



Kaynaklar:
"Empati", Adam Fawer
http://en.wikipedia.org/wiki/Nikola_Tesla
http://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Edison
http://www.youtube.com/watch?v=qdPoOAVAuFQ   (Modern Marwels - Tesla Mad Electricty)
http://en.wikipedia.org/wiki/High_Frequency_Active_Auroral_Research_Program



Eurasia Rail 2012 - Demiryolu Hafif Raylı Sistemler, Altyapı ve Lojistik Fuarı

Demiryolu sektörü bu defa İstanbul'da buluşuyor

İlki geçtiğimiz yıl Anakra'da Altınpark Fuar Merkezinde düzenelenen Eurasia Rail Demiryolu Hafif Raylı Sistemler, Altyapı ve Lojistik Fuarı 08 – 10 Mart 2012 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde (İFM) düzenlenmekte.

Bu demiryolu fuarına katılım önceki seneye göre 2 kat daha fazla. Bu sene Almanya, İngiltere, Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti’nden milli katılımların da gerçekleşeceği fuara 25’den fazla ülke katılım sağlıyor.
Türkiye'den de devlet kurumları olarak TCDD (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları), TÜVASAŞ (Türkiye Vagon Sanayi), TÜLOMSAŞ (Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi) ve TÜDEMSAŞ (Türkiye Demiryolu Makine Sanayi) firmaları fuarın resmi  destekleyicileri durumundalar.
Fuarın fuaye alanından bir görüntü

Fuarda standı bulunan yabancı firmalar arasında CAF, Hyundai Rotem, Siemens, Alstom, Vossloh, Plasser Theurer, Voith, Arcelor Mittal, Schnieder, ZF, Knorr Bremse gibi sektörün önde gelen devleri de bulunmakta.

Fuarın açılışı Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sn. Binali Yıldırım, Bulgaristan Ulaştırma Bakanı Ivaylo Moskoski ve TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman tarafından yerli ve yabancı sektör temsilcileriyle birlikte yapıldı.

Fuar hakkında ayrıntılı bilgiyi resmi sitesinden alabilirsiniz: http://www.eurasiarail.eu

Fuarda en çok ilgi gören stantlardan Durmazlar'ın standında sergilenen yerli  üretim tramvay


Sn. Binali YILDIRIM açılıştan sonra fuardan ayrılırken

Biz tam da fuar merkezine girmek üzereyken büyük bir kalabalığın üstümüze doğru geldiğini görünce kenara kaçmak zorunda kaldık. Tecrübelerimden edindiğime göre protokol geliyordu. Tam da tahmin ettiğim gibi  Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı  Binali Yıldırım açılış konuşmasını yapmış, hızlı bir fuar alanı gezisinden sonra başka bir programına yetişmek üzere fuar alanından ayrılıyordu. Fotoğrafta eğer dikkatli bakarsanız odaktaki kişinin o olduğunu fark edebilirsiniz.

Bu manzarayı yaşayınca aklıma geçtiğimiz aylarda Prag'da katılmış olduğum  bir kongre geldi. Akşam resepsiyona katılmak üzere Prag valisinin rezidansının girişinde kabanımı çıkartırken birisine hafifçe çarptım. Ben ondan o da benden özür diledi kibarca. Gençten birisi, benden olsun olsun  üç dört yaş büyük, sıradan birisi işte. O da vestiyerin önünde tek başına dikilmiş paltosunu teslim etmek üzere sırada bekliyordu. Daha sonra anladım ki adam Çek Cumhuriyeti'nin Ulaştırma Bakanı'ymış. Çeklerin Ulaştırma Bakanı olsa kaç yazar dedim, aynı günün sabahında başbakanlarını da gördük. Yanında sadece 2 - 3 kişiyle geldi, ne koruma var, ne basın ordusu ne de şakşakçılar. Geldi, panelistlerin yanında ayrılmış yerine oturdu, sırası gelince konuşmasını yaptı tekrar yerine geçti. Vakti gelince de kalktı gitti.

Bizim bakanımız, bizim başbakanımızla onlar bir mi? Bir kere bakan olduğu etrafındaki kalabalıktan belli olacak! Hele hele başbakan bir salona girdiğinde (iki sene önceki IDEF'ten bilirim) bizi bizim standımızdan kovmuşlardı çünkü bize yer kalmamıştı ve güvenlik nedeniyle...

Fakaat yine aynı IDEF'te Cumhurbaşkanının bir metre önündeydim. Gazetecilerin bile önünde. Tecrübe işte, nerede duracağını tahmin edip yerimi aldım sonra da santim bile kıpırdamadım. Cumhurbaşkanı Türk İnsansız Hava Aracı TİHA'yı nam-ı diğer ANKA'yı basına tanıtırken en öndeydim.

Her neyse bu konu farklı bir konu. Efeniiiim işte bir Eurasisa Rail daha böyle geçti benim açımdan. Fuar şu anda halen devam etmekte ve yarın da (10 Mart 2012) halk günü. Fuarı ziyaret etmek, sektör temsilcileri ile tanışmak istiyorsanız hala şansınız var.

09.03.2012 / Eskişehir



Müjde Facebook çöktü ve açılmıyor 7 mart 2012

Bugün 7 Mart 2012 dünya facebook çalışanları dinlenme günü. Bir iddiaya göre Facebook çalışanları çok yorulmuşlar işe bir gün ara vermişler. Pek inandırıcı değil ama neden olmasın.

İşe gelip Bismillah deyip bilgisayarımı açtım ve güne facebook'umla başlayayım dedim ama o da ne facebook açılmıyor. Aşağıdaki gibi bir ekran boş boş bakıyor bana.


Bizim bilgi işlem her zamanki gibi güvenlik kriterleri adı altında işini abartıp kapattı herhalde diye alternatif ulaşım yöntemleri ile bağlanmayı denedim ama nafile. Meğerse facebook çökmüş.

Ne kadar da güzel. Artık saat başı yeni mesaj var mı, beni beğenen oldu mu acaba diye facebook'a girmeme gerek kalmadı. oh be özgürüm artık....

Neyse işin geyik tarafı bir yana; biraz da teknik yaklaşalım. Sanırım DNS'lerde bir sorun var. Çünkü arada bir facebook login sayfası açılıyor hatta giriş bile yapabiliyorum. İspatı bu sabah paylaştığım Hakan ŞÜKÜR'ün tavana vuran aymazlığı hakkında Fatih ALTAYLI'nın yazısı. Fakat gel gör ki kaç kişi beğenmiş diye bakayım dediğimde yine yukarıdaki ekran çıktı karşıma. Tahminen yetkililer sorunun kaynağı hakkında çalışmalara başlamış, sorumlularının soruşturulması için girişimlerde bulunmuş ve hatta kanımız yerde kalmayacak açıklamalarını yapmaya hazırlanmışlardır.

Vay be güzel yazı oldu hemen Face'de paylaşayım...... Offfff yaaaa face kapalı ki... Hadi ama...

Aşağıdaki video gerçek mi oluyor ne? Ya bir gün FaceBook aniden hayatımızdan çıkarsa


Flash flash flash: Yunanlılar da giremiyor face'e.  Yes! işte bu! İskoçlar da giremiyorlar,



Bakın Zuckerberg zibidisi 19 şubat 2012'de ne demiş şurada: http://weeklyworldnews.com/headlines/27321/facebook-will-end-on-march-15th/

“Facebook has gotten out of control,” said Zuckerberg in a press conference outside his Palo Alto office, “and the stress of managing this company has ruined my life. I need to put an end to all the madness.”
Zuckerberg went on to explain that starting March 15th of next year, users will no longer be able to access their Facebook accounts.  That gives users (and Facebook addicts) a year to adjust to life without Facebook.
“After March 15th, 2012 the whole website shuts down,” said Avrat Humarthi, Vice President of Technical Affairs at Facebook. “So if you ever want to see your pictures again, I recommend you take them off the internet. You won’t be able to get them back after Facebook goes out of business.” 
Zuckerberg said the decision to shut down Facebook was difficult, but that he does not think people will be upset. 

Ya bu da şakaymış, hoaxmış, spammış. Bakın burada ne diyor:
http://www.pcmag.com/article2/0,2817,2375494,00.asp

Facebook addressed the rumors on its Twitter account and, as expected, the social-networking site is here to stay. "We didn't get the memo about shutting down, so we'll keep working away. We aren't going anywhere; we're just getting started," Facebook

Hadi bir de şuraya bakın madem:
http://www.hoax-slayer.com/facebook-shutting-down-hoax.shtml



Artık sanal alemde neye inanacağımızı şaşırdık. Orçun da bir yere gitmiyormuş, meğerse o da kendini bilmez bir hackerın işiymiş...




Karlı bir günde İstanbul yolculuğu maceramız


Karlı bir günde İstanbul yolculuğu maceramız

İşimiz gereği bir toplantıya katılmak üzere Eskişehir'den 8:00'da hareket ettik. Toplantımız Avcılar - Ambarlı taraflarında saat 13:00'da olacaktı. Normal koşullarda rahatlıkla yetişeceğimizi planlıyorduk ama diğer yandan bugünün normal koşullar altında olmadığını da biliyorduk. Günlerdir yerden kalkmadığı gibi yağışı da devam eden kar ve sıfırın altındaki sıcaklık şartlarında çıkmıştık yola.


Çok hızlı gidemesek de yine de planladığımız saatte varabilecek gibi gibiydik; ta ki Gültepe Tüneli'ne gelen kadar. Tünele girdikten yaklaşık 50-60 m kadar sonra durmak zorunda kaldık. Arkamızdan gelmekte olan araçlar da hemen arkamıza dizilmeye başladılar. Bir trafik kazası olma ihtimali yüksekti fakat yeni mi olmuştu, ne kadar önümüzde olmuştu bilmiyorduk. Malum yollarımız duble! ama bizim sistemlerimiz ve teknolojimiz o kadar ileri değil...
Gültepe Tüneli
Tünel girişinde bekleyen araçlar

Tünel radyosu var sözde ama orada da bilgi yok. Hemen hemen tüm kanalları bastırıp yayın yapıyorlar ama otomatiğe bağlanmış "bilmem ne tünellerindesiniz farlarınızı yakınız, hızlı gitmeyiniz" anonsundan başka bir şey yok.

Neyseki en azından internete erişim şansımız vardı. Alman malı, Çin üretimi olan netboookuma yine Çin malı olan VINN'ı takıp, adı da kendi de kısmen TURK olan bir GSM şebekesi sayesinde internete bağlandım. Haberleri taradım, Karayollarının(KGM) ana sayfasına baktım bir bilgi bulamadım. KGM'nin sayfasında en son 2 ay kadar önce güncellenmiş olan tamir-bakım çalışmalarına dikkat çekiliyordu o kadar. Face'den bir mesaj atarak konumumu bildirip bir bilgisi olan var mı diye sorduğumda da o an itibari ile net bilgiler alamadım. Fakat hiç olmazsa 159 numaralı telefondan bilgi alabileceğimi öğrenmiştim bu sayede. Aradığımızda çok şaşırtıcı bir şekilde fazla da beklemeden açılan telefonun diğer ucundaki görevliden TEM'in bize göre epey ilerisinde bulunan Tütünçiftlik Mahallesi civarında saat 8:30 itibari ile çok sayıda aracın karıştığı bir zincirleme kaza olduğunu, kurtarma çalışmalarının devam ettiğini ve trafiğin sınırlı olarak devam ettiğini söylediler.

Şöyle hızlıca bir hesap yapalım. Kazanın olduğu yerle bizim bulunduğumuz yer arasında yaklaşık 10-11 km yol var. Kaza 8:30'da oluyor. Biz çok yavaş akmakta olan yaklaşık 10-11 Km'lik ve 3 şeritlik araç kuyruğunun sonuna saat 11:30 sularında varıyoruz. 1.5 saat hiç kıpırdamadan burada bekledik sonra diğer tünele (Korutepe) kadar toplasanız 1 km bile tutmaz ilerleyip yine bekledik. Toplam bekleme süremiz 2.5 saat kadar. Bu hesaba göre bizden sonra da yaklaşık 7-8 km kuyruk olmuştur. Her bir aracın ortalama uzunluğuna 5 m deseniz o anda yolda bekleyen 8 - 10 bin araçtan ve onbinlerce insandan bahsediyoruz. Kuyruktaki araçların çoğu da tır ya da kamyondu ayrıca. Yollardaki tırların çok olması üretimin çok olduğuna, ekonominin iyi olduğuna işaret derler fakat kazalara da en çok karışanlar yine bu araçlardır. Keşke demiryollarımız daha yaygın olsaydı da özellikle de yük taşımacılığı demiryolları ile yapılsaydı. (Ben çok konuşmayayım, duble yollara toz kondurmayayım ne olur ne olmaz. Demiryolları komünist işidir, komünistler hep kötüdür, tu kakadır!!!) Bir zamanlar, daha gençken, zamanın bayan başbakanı "-Avrupa'nın en büyük tır filosu Türkiye'de" dediğinde nasıl gururlandığımı hatırlıyorum. Toyluk, cahillik işte. Nerden bileyim adamların tır çöplüğü olduğumuzu. Adamlar taşımacılığı trenlerle, gemilerle yapıyor bize de tırları tavsiye ediyorlar. Ne güzel iş...


Neyse dönelim biz kendi konumuza burada önemli olan bu veriler değil bence. Önemli olan kazanın üstünden 4 - 5 saat geçmesine rağmen ne yolda ne de başka bir yerde herhangi bir uyarının bulunmaması. Yolun uygun bir yerinde önceden tünelin ve yolun kapalı olduğuna dair bir işaret olsa yola devam etmez alternatif bir çıkış arardık. Yüzlerce - binlerce insan haberi olmadığı için gelip gelip tünelin içinde takıldı saatlerce. Geri dönebilme şansımız da yok. Ya o anda tünelde bir yangın çıksa, acil bir hastalık durumu olsa, deprem olsa ne olacak? Amaaan bize bir şey olmaz değil mi?

Hiç bir sıkıntımız olmasa bile niçin ve daha ne kadar süreceğini bilmeden beklemek insanı müthiş huzursuz ediyor. Bu sıkıntıdan dolayı tünel içinde biraz yürüdüm. Grafiti yeteneği bana göre çok daha fazla olan yol arkadaşım çamurla kaplanmış tünelin duvarlarına günün anlam ve önemine istinaden resimler yapıp isimlerimizi yazdı.

Gültepe Tüneli Hatırası
(isimlerimizi fotoğraftan sildim ama tünelde duruyordur hala)

Meğerse tünelde bir de anons sistemi varmış. Bunu bizim arkadaş grafiti işini ilerletmeye başlayınca -artık nasıl gördülerse- sanırım bizi kibarca uyarmak için "Lütfen araçlarınıza bininiz" diye yapılan anonsdan anladık. E be güzel kardeşim madem böyle bir sistem vardı da niye en ufak bir bilgi vermediniz saatlerdir. Deseydiniz ya yolda kaza var, birazdan trafik açılacak diye. Bu kalıp laf bile insanı rahatlatırdı.

Biz hemen otomobilimize bindik. 10-15 dakika kadar sonra az da olsa hareket ettik ama bu sefer de diğer tünelde kaldık. Bir müddet de burada bekledikten sonra Çınarlıdere Viyadüğüne kadar ilerlemiştik ki bir yarım saat kadar da burada beklemek zorunda kaldık. Bizim şansımıza mıdır daha önce de bu viyadükte 2 saat kadar mahsur kalmıştık. Herhalde yolun ilerisinde trafikte kör ya da kara nokta diye tabir edilen bir bölge var. Yağışlı havalarda hep de burada kaza oluyor ve trafik buraya kadar sıkışıyor.

Çınarlıdere Viyadüğü

Derken derken yol açıldı ve biz hareket ettik. Kazanın olduğu bölgeyi temizlemişler araçları kaldırmışlar. Akşam öğrendiğime göre otuzdan fazla yaralı ve 1 de ölen varmış. Allah'tan ölen(ler)e rahmet kalanlarına sabır, yaralılara da acil şifalar dilerim.

Biz 4 saat kadar gecikmeli de olsa toplantı gideceğimiz yere vardık. Toplantımızı yaptık ve gece geç saatlerde yine kötü yol koşullarında ama bu sefer takılmadan Eskişhir'e evimize dönebildik. Sakarya'dan sonra Bilecik'e doğru gelirken Marmara Bölgesinden İç Anadolu Bölgesine geçince iklim birden bire değişiyor. Sıcaklık +2 +3 derecelerden -4 -6 'lara kadar düştü. Özellikle de Bozüyük'ten sonra kar yağışı ve daha önemlisi yoldaki buzlanma arttı. Yol boyuna kumlama/tuzlama gibi bir çalışma da pek göremedik. Tüm bu gidiş gelişimiz sırasında sadece bir - iki defa rastladım kar temizleme ve tuzlama araçlarına. Bizler de yollar da Allah'a emanet geldik çok şükür evimize.

Bu hava şartlarında yola çıkmak zorunda kalanların Allah yardımcısı olsun, yolu açık olsun.

3 Mart 2012 / Eskişehir (Sıcacık ofisimden)


Sayfamdaki yazılar kaynak gösterilerek ve bu sayfanın adresi verilerek kullanılabilir.

Sayfamda bazı yazılarımda bahsetmiş olduğum yöntemler kendi öğrendiklerimi, denediklerimi paylaşmak amacıyla yazılmıştır. Yapılan denemelerin sonuçları da yine burada paylaşılmaktadır. Tarif edilenlerin yanlış/eksik uygulanması, yazı dizilerinin tamamının okunmaması, vb herhangi bir nedenden dolayı istenmeyen sonuçlar elde edilmesi, beklenen sonucun elde edilememesi ve/veya karşılaşılabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamayacağımı bilgilerinize sunarım.

Kaynak belirterek ya da belirtmeden kullandığım yazılarımdan dolayı herhangi bir rahatsızlık duyan, haksızlığa uğradığını düşünen beni haberdar ettiği zaman ilgili yazıyı yeniden gözden geçireceğimi, şikayetinde haklıysa yazıda gerekli düzeltmeyi ivedilikle yapacağımı taahhüt ederim.
-=(RaideR)=-